HIRT DÜNYASI · GÜNLÜK HAYAT VE MİZAH

Türkiye'de Hırtlık: Neden “Hırt” Diyoruz?

Günlük hayatın kabalıklarını abartan kurgusal Hırt karakteri
Hırt'ın kimliği nüfus kâğıdında değil, başkalarına davranışında saklı.

Şehrin ortasında bir “Ben bilirim!” sesi

Sabah işe yetişmeye çalışıyorsun. Metroya biniyorsun; biri telefonundaki videoyu bütün vagona dinletiyor. Akşam biraz hava almak için parka gidiyorsun; bankın çevresi çekirdek kabuklarıyla kaplı. Market sırasında ise birisi “Benim sadece iki parça şeyim var” diyerek herkesi geçiyor. İki parça alışverişi var ama arkasında bıraktığı sabır sınavı oldukça büyük.

Bu sahnelerin ortak noktası aynı: Birinin rahatlığı, diğer herkesin rahatlığından daha değerli sayılıyor. Hırtı Tokatla evreninde “hırtlık” dediğimiz şey tam da bu tavır. Karakterlerimiz, gündelik hayatta karşılaştığımız kabalıkları büyüten mizahi tiplemeler. Tanıdık gelmelerinin nedeni belirli bir insana benzemeleri değil; hepimizin bir yerlerde gördüğü davranışları sahneye taşımaları.

Hırtlığın memleketi yok; “Bana ne?” cümlesi var.

Bir arada yaşarken başkasının alanını kendi alanın kadar önemsemeyi unuttuğunda, bizim Hırt sahneye çıkıyor.

Biz neden “hırt” diyoruz?

Burada bir sözlük tanımı veya kelimenin kökeni üzerine tarih dersi vermiyoruz. “Hırt”, oyunumuzun mizah dilinde, yaptığı kabalığı normal sayan ve uyarılınca sorunu karşısındakinde arayan karakteri anlatıyor. Sıraya kaynak yapıp itiraz edene kızmak, yolu kapatıp bekleyenlere korna çalmak, herkesin ortasında bağırıp “Çok hassassınız” demek… İşte bizim tiplememizin beslendiği çelişkiler bunlar.

Komik tarafı da burada başlıyor. Hırt, başkasının sözünü keserken çok rahat; kendi sözü kesilince görgü kurallarını hatırlıyor. Herkese yüksek sesle müzik dinletiyor ama yan masadaki sohbetten şikâyet ediyor. Kendi davranışına “özgürlük”, başkasının aynı davranışına “saygısızlık” diyor. Karakteri gülünç yapan dış görünüşü değil, bu bitmek bilmeyen çifte standart.

Doğulu, Batılı, İstanbullu… Bunlar hırtlık ölçüsü değil

Hırtlığı bir bölgeye, şehre, etnik kökene veya aksana bağlamıyoruz. Doğulu olmak hırt olmak demek değil; İstanbullu ya da İzmirli olmak da kimseye otomatik nezaket belgesi vermiyor. Bir İngiliz veya Amerikalı da ortak alanda başkalarını umursamadan davranabilir. Aynı şekilde dünyanın her yerinde düşünceli, saygılı insanlar var.

İnsanın nereden geldiği, ne giydiği, ne kadar kazandığı veya nasıl konuştuğu bu yazının konusu değil. Pahalı takım elbiseyle de sıraya kaynak yapılabilir; iş kıyafetiyle de bir yabancıya incelik gösterilebilir. Ölçümüz açık: Başkalarının hakkını ve huzurunu gözetiyor musun? Bu sorunun cevabı pasaportta yazmıyor.

Metro, telefon ve davetsiz konser

Toplu taşımada telefonundan bir şey izlemek sıradan bir ihtiyaç. Ama sesi sonuna kadar açıp bütün vagonu istemeden dinleyici yapmak başka bir şey. Yanındaki kişi gece vardiyasından çıkmış olabilir, başı ağrıyor olabilir ya da yalnızca sessizce yolculuk etmek istiyor olabilir. Kulaklık, bu küçük dünyada büyük bir nezaket aracı.

Kapalı ortak alanlarda sigara içip dumanı başkalarına üflemek de aynı düşüncesizliğin bir örneği. “İki dakikadan bir şey olmaz” cümlesi, o iki dakikayı başkasının adına seçtiğin gerçeğini değiştirmiyor. Bizim Hırt ise önce bütün vagonu rahatsız ediyor, sonra biri uyarınca şaşırıyor: “Ne yaptık şimdi?” Koca sahnenin özeti bu üç kelime.

Trafikte yolun sahibi kim?

Kimse kırmızı ışıkta beklemeyi sevmez. Fakat sabırsızlanmak, önündeki aracı sıkıştırmayı, yolu kesmeyi veya yayayı korkutmayı haklı çıkarmaz. Kaldırıma park edip insanların yola inmesini beklemek de “İki dakikalığına bıraktım” denilince zararsız hâle gelmiyor. Senin iki dakikan, bebek arabasıyla geçmeye çalışan birinin önünde kocaman bir engel olabilir.

Hırt evreninde bu tavırlar abartılı repliklere dönüşüyor. Taksici Hırt da bunlardan biri: Bahaneleri bol, kendi hesabı hep ön planda olan kurgusal bir karakter. Bir mesleğin bütün çalışanlarını temsil etmiyor; müşteri seçen ve karşısındakini önemsemeyen bir tutumu hicvediyor. Çünkü meslek başka, o mesleği yaparken gösterilen davranış başka.

Bahaneleriyle tanınan kurgusal Taksici Hırt karakteri
Taksici Hırt'ın bahanesi çok; başkasını düşünmeye ayırdığı vakit az.

Park senin salonun, kaldırım senin depon değil

Parkta arkadaşlarla sohbet etmek, müzik dinlemek, piknik yapmak güzel. Ama geride çöp bırakmak, bütün bankları eşyalarla kapatmak, çevredekileri sözle rahatsız etmek veya çocukların oyun alanını işgal etmek eğlencenin zorunlu bir parçası değil. Ortak alanın güzel yanı herkese açık olması; sorumluluğu da herkesin kullanabileceği şekilde bırakılması.

Hırtlık bazen büyük bir olay gibi görünmez. Kapının önünde durup kimsenin geçmesine izin vermemek, dar kaldırımda yan yana yürüyüp karşıdan gelene yer açmamak, gece apartmanda yüksek sesle konuşmak… Tek tek küçük görünen bu davranışlar, başkasına sürekli “Sen biraz idare et” demenin yollarıdır. Nezaket ise çoğu zaman yarım adım kenara çekilmek kadar basittir.

Sıraya kaynak yapanın acelesi, bekleyenin vakti

Hırt'ın takviminde yalnızca kendi randevuları vardır. Kuyruktaki herkes boş vakit geçiriyormuş gibi öne geçer. İtiraz gelince de “Bir şey sorup çıkacağım” der; o tek soru bir anda tam teşekküllü işleme dönüşür. Bekleyenler birbirine bakar, bizim karakter çoktan ikinci işini anlatmaya başlamıştır.

Gerçekte birinin acil ihtiyacı olabilir. Bunu açıklayıp izin istemek ile kimseye sormadan öne geçmek arasında büyük fark var. Yazının hedefi ihtiyaç duyan insanlar değil; başkasının zamanını önemsiz sayan tavır. Bir “Müsaade eder misiniz?” cümlesi, bazen bütün sahneyi değiştirmeye yeter.

Hırt'ın süper gücü: Her durumda kendini haklı bulmak.

Bizim önerdiğimiz süper güç daha kullanışlı: “Haklısınız, fark etmedim” diyebilmek.

Bu hikâyenin siyasi bir tarafı var mı?

Hırtı Tokatla'nın bu anlatısı bir partiye, siyasi görüşe veya seçmen grubuna yönelik değil. Karakterlerimizin temsil ettiği şey siyasi kimlikler değil; bencillik, kabalık, fırsatçılık ve yaptığının sorumluluğunu almama gibi davranışlar. Bir karakterin repliğini herhangi bir gerçek siyasetçiye veya topluluğa gönderme olarak kurmuyoruz.

Aynı nedenle bir insanın inancını, kökenini veya memleketini şakanın hedefi yapmıyoruz. Ortak yaşamda saygılı davranma beklentisi herkese aynı şekilde uygulanıyor. Şakanın anlaşılması için bir gruba karşı olman gerekmiyor; sırada beklemiş, trafikte sıkışmış veya istemeden bir telefon videosu dinlemiş olman yeterli.

Hepimiz bazen kendimize bakabiliriz

Bu yazıyı okuyup yalnızca başkalarını düşünmek kolay. Oysa bazen hepimiz telefona dalıp geçiş yolunu kapatabilir, sesimizi fark etmeden yükseltebilir veya aceleyle birinin sözünü kesebiliriz. Bir hata yapmak, insanın bütün kişiliğini açıklamaz. Asıl fark, bunu fark ettiğimizde ne yaptığımızda ortaya çıkar.

Uyarıyı kişisel savaşa çevirmek yerine sesi kısmak, özür dilemek ve yer açmak mümkün. Mizahın güzel tarafı da kendimize dışarıdan bakmamıza fırsat vermesi. Hırt'a gülerken “Ben de geçen gün böyle yaptım galiba” diyebiliyorsak, karakter görevini yerine getiriyordur. Kimse kusursuz olmak zorunda değil; başkasını fark etmek iyi bir başlangıç.

Oyunda karikatür, gerçek hayatta saygı

Oyunumuzdaki abartılı tepkiler, tokat animasyonları ve mağdur replikleri çizgi film mantığında bir kurgu. Gerçek hayatta insanlara vurmayı, tehdit etmeyi veya onları hedef göstermeyi önermiyoruz. Bir davranıştan rahatsız olmak, karşılık olarak zorbalık yapmayı haklı çıkarmaz. Oyundaki komedi ekranda kalır; günlük hayatta aradığımız şey birlikte daha rahat yaşayabilmek.

Hırt'ın bütün dünyası “Önce ben!” cümlesinin çevresinde dönüyor. Bizse bu karaktere gülüp telefonu biraz kısabiliyor, sıradakine hakkını verebiliyor ve arkamızda temiz bir bank bırakabiliyorsak, hikâyeden işe yarar bir şey almışız demektir. Hırtlığın adresini aramak yerine kendi davranışımızdan başlayabiliriz.

Hırt'la bir de oyunda tanış!

Karakterin repliklerini ve oyun akışını merak ediyorsan Hırtı Tokatla Nasıl Oynanır? rehberini oku. Diğer tiplemeler için karakterlere göz at; hazır olduğunda oyuna geç.